1 Mayıs 2010 Cumartesi

OYLAMA BAŞLIYOR!!!

Herkese Merhaba!

Öncelikle yorumlarınız için çok teşekkür ederim. 
Şimdi Oylama zamanı!

8 Mayıs'a kadar lütfen (kendinizinki dışında ) en beğendiğiniz yorumu gönderen izleyicinin adını, yorum gönderme tarih ve saatini kadinduygulari@gmail.com adresine gönderin. 

"Hile yapsak olmaz mı? Benim eşim dostum da bana oy gönderemez mi?" diyorsanız, gönderir!  Blogumda izleyici olmak şartıyla her isteyen kazanmasını istediği yoruma oy gönderebilir.

Hadi bakalım kızlar! Anneler Gününde hediyeyi kazananın açıklanacağı yazımda görüşmek üzere :)
  

17 Nisan 2010 Cumartesi

ANNELER GÜNÜNE ÖZEL




Anneler günü yaklaşıyor. Her anneler gününde aklıma annelere ütü, mutfak robotu, çelik tencere gibi hediyelerin alınmasının ne kadar saçma olduğu gelir. Her defasında buna tekrar tekrar sinir olur, üzülürüm. 






Bu meselenin özünün aslında, anne rolünü üstlenmiş bir kadının artık toplum tarafından sevgili, eş vs. gibi vasıflarının aslında bireyliğinin görmezden gelinmesiyle ilgili olduğunu biliyorum. Bireysel olarak onu neyin mutlu edeceği değil, anne rolüne uygun bir hediye olması düşünülüyor.  

Bu anneler gününde bir blogum olduğuna göre, bende küçük bir yarışma yapıp kadınlığından, bireyliğinden, zevklerinden vazgeçmemiş bir anneye güzel bir hediye verebilirim diye düşündüm. Yukarıda bir kısmının resmini görmüş olduğunuz çok hoş, siyah bir jartiyer takım... 

Ben de 4.5 yıldır dünyanın en güzel varlığının annesi rolündeyim. Bunun ne kadar muhteşem bir duygu olduğunu biliyorum. Fakat tabiki bu rolle birlikte düzenli bir ev hayatına geçiş zorunluluğunun beni nasıl yorduğunu, iş hayatına ara vermek zorunda kalışımın özgüvenimde açtığı yaraları, eskiden canım ne zaman isterse seviştiğim sevgilimle ben sürekli yorgunluktan uyuyakaldığım için ayrı geçirdiğimiz geceleri de biliyor ve kabul ediyorum. 

Anne olmanın en temel gerekliliği bence çocuğunu karşılık beklemeden sonsuz bir sevgiyle sevmektir. Her istediğinde gelip size sığınabilmeli, her istediğinde uzaklara gidebilme özgürlüğüne sahip olduğunu bilmeli, başka birini çook sevebilmeli (erkek çocuk anneleri için), ve her ne olursa olsun daima onu seven ve her ihtiyaç duyduğunda onun yanında olan bir annesi olduğunu bilmeli.

Bence bunları yapabiliyorsanız, sabaha kadar içip dağıttığınız bir gece onu büyükannesinin evinde bıraktığınız için vicdan azabı çekmenize gerek yok. Ya da iş güç derken eşinizle bir-iki haftadır güzel uzun bir birliktelik yaşayamıyorsanız bir hafta sonunu kendinize ayırdığınız için üzülmemelisiniz. Bireysel olarak yapmaktan hoşlandığınız, sizi siz yapan şeylere vakit ayıramıyorsanız, ya da bunlardan eve daha çok vakit ayırabilmek için vazgeçtiyseniz işte o zaman üzülmelisiniz. Çünkü pişmanlık, öfke gibi duyguları ister istemez çevrenize yöneltir ve herşeyi mahvedersiniz. Çocukluğumuz hayatımı sizin için harcadım ben diyen anne figürleriyle doludur çoğumuzun. 

İşte bu yüzden diyorum ki; her kimseniz anne olduğunuz için kendinizden vageçmeyin! O'nu sadece çok sevin ve aynı anda hem kendinizi hemde bir başkasını çok sevebileceğinizi unutmayın! 

Anneliğe ve kadınlığa dair söylemek istediklerini bu yazıma yorum olarak gönderenlerin içinden bir kişi şık bir siyah jartiyer takım kazanacak... Yorumlarınızı bekliyorum...  


16 Nisan 2010 Cuma

ÜÇ SİLAHŞÖRLER



Dün gece gerçekten muhteşem bir gösteri izledik...  

Kelimelerle ifade edilmesi gerçekten çok zor, sanatın insanı nerelere götürebileceğini bir kez daha deneyimledim. Estetik ve uyumun mükemmel bir müzik eşliğinde sunulduğu harika bir temsildi. Dansçılar rollerini bireysel olarak gerçekten yaşıyorlardı ve bununla birlikte tüm ekip inanılmaz derecede uyumluydu. 

Özellikle D'ARTAGNAN ( Dartanyan)  rolündeki dansçı arkadaşa hayranlığımı ayrıca belirtmek istiyorum. Kendisi resmen beni büyüledi...

Dekor çok özenli hazırlanmış ve ışık mükemmel kullanılmıştı.

Ne yapın edin mutlaka Devlet Opera ve Balesinin ÜÇ SİLAHŞÖRLER adlı bale gösterisine gidin...


Gösteri bittiğinde nerdeyse tüm salonun ayakta alkışlaması da sadece bizim değil herkesin çok beğendiğinin göstergesiydi.  

 Son olarak bir korkumu dile getirmek istiyorum. Geçen yıl Venedikte Bir Gece isimli operet'e gitmiş ve kelimenin tam anlamıyla büyülenmiştik. Bu yıl tekrar sahnelendiğini öğrenince birkez daha seyretmek için bilet aldık ve gittik. Ama oyuncular değişmişti ve bizim seyrettiğimiz gösterinin onda biri olamayacak, ruhsuz bir oyunla karşılaşmış ve hayalimizdeki güzelim oyunu mahvetmiştik. Umarım Üç Silahşörler'de aynı şeyi yaşamazsınız. 

Üç Silahşörler  ile ayrıntılı bilgi ve bilet almak için www.dobgm.gov.tr/ adresini kullanabilirsiniz... 

19 Mart 2010 Cuma

KADIN VE BEBEK


Bir bebek saflığında yaşamak hayatı...

Kadın olmanın en sevdiğim yanı, çocukların o saf enerjisini algılayabilme kapasitelerinin yüksek oluşu...

Hayatta rol yapmaya hiç gerek yok;

Sarılmak istediğinizde sarılın,
oynamaktan sıkıldığınızda ben artık oynamıyacağım gidiyorum deyin,
acıktığınızda yiyin, korktuğunuzda, üzgün olduğunuzda, sinirlendiğinizde ne hissediyorsanız öyle davranın,
bir de içinizde sadece varolmaktan kaynaklanan o sevgi pırıltısı gözlerinizden hiç eksik olmasın... 
Hepsi bu kadar...





10 Mart 2010 Çarşamba

ALTIN KURAL

Derin bir nefes alın ve yavaşça verin...

O nefesle birlikte içinizde korkuya dair ne varsa gönderin evrene...
Evren korkuya ne yapması gerektiğini çok iyi bilir.

Hayattaki her soru'nun / sorun'un cevabı bu... Sadece deneyin... Tüm ruhunuzu korku yerine sevgiyle doldurun...

O sevginin çok daha fazlası hemen size gelecek...

Korkularınızı yaşamak istemiyorsanız, tek yapmanız gereken artık onlardan korkmamak!


6 Mart 2010 Cumartesi

BEN KİMİM?

Ben Kimim?

Basit gibi  duruyor ama öyle değil. Hepinizin hayatında bu sorunun cevabını aradığı dönemler olmuştur. Bir kadın için çok daha anlamlı bence bu soru. Ya da başka bir deyişle bence kadınlar bu soruyu erkeklerden çok daha fazla soruyorlar kendilerine.  Bunun birçok sebebi var. 
 İlk olarak ilkel gibi görünse de doğum mucizesi bence. Bir kadın doğum denen mucizeyi ilk elden yaşar. Bunun nasıl bir duygu olduğunu, varlığın nasıl bedenlendiğini çook yakından gözlemler. İster istemez kadın bilincine bu bilgi yerleşiyor bence. Yaşam bir mucizedir. Varlık bir mucizedir. Tüm bunlar boşuna olamaz. Hayatımız boyunca çalışıp bir ev ve bir araba almak için gerçekleşmiş olabilir mi bu mucize? Bir kadın bunun yeterli olmadığını ruhunun derinlerinde bilir ve hisseder.
 Hayatın anlamını bulmak, ne için bedenlendiğimizi öğrenmek bir kadın için çok daha anlamlıdır. Bu soruların cevabını aradığının farkında olmaksızın her zaman gerçeği arar kadın.
 Ben sadece bir kadın, bir insan, bir varlık olarak soruyorum bu soruyu evrene! Niçin? Tüm bu yaşananlar Niçin? Bu varoluşun anlamı ne? Ne yapmam gerekiyor? Ben Kimim?
Sorularımı evrene gönderiyorum. Biliyorum ki yeterince sessiz olur ve dikkatlice dinlersem cevapları duyabilirim. Sizde sorularınızı gönderin. İçinizden sessiz çığlıklarla evrene gönderin tüm sorularınızı. Ve sessizce ve sabırla bekleyin cevapları. Mutlaka duyacaksınız...

3 Mart 2010 Çarşamba

KOCANIZ SİZİ ALDATIYOR MU?



Yaşasııın!!! Bahar geldi!!!

Dışarıda öyle güzel bir hava var ki... Ne kadar özlemişim ılık esen rüzgarın saçlarımı ve yüzümü okşamasını, eteğimi hafifçe havalandırıp bacaklarımın arasından kayıp gitmesini... Bahar'da kadın olmak ayrı bir güzel. Keşke her kadın bunu hissetse. İçimizdeki şu "ay götüm çok  mu büyük, göbeğim mi çıkmış ne, bacaklarım yamuk görünüyor mini giyince, zaten  selülitlerimde iyice arttı" seslerini  durdursak da rahat bir nefes alsak. Güneşi, rüzgarı, baharın getirdiği tüm güzel kokuları içimize doldursak...

 Hiç kimseye kendimizi beğendirmek zorunda değiliz. Üstelik erkek türünün hiçbir bireyine. Neden bir kadının kendini güzel hissetmesi bir erkeğin bunu onaylamasına bağlı olsun ki. Not vermek, değerlendirmek onların ne haddine. Fazla feminist bir söylem gibi duruyor ama hiç öyle bir derdim yok. Sadece somut olarak baksanız bile adamlar kıllı, estetik konusunda bizimle kıyaslanamayacak ölçüde şekilsiz vücutlu  varlıklar. Bir erkek size kazara g*t*nüzün büyük olduğunu söyler ya da ima ederse sakın bozulmayın, üzülmeyin. Sen kendi g*t*ne bak,  senin kıllı g*t*n benimkinden daha mı güzel deyin (içinizden de olsa).

Hayatları beğenilmek, onaylanmak üstünden geçen milyonlarca kadın var, farkında olmadan bizde bunun içinde buluyoruz kendimizi zaman zaman. Çünkü bu bakış açısı çocukluğumuzdan beri iliğimizin kemiğimizin içine işlemiş. İçimizden sürekli annemizin sesleri yükseliyor olmadık zamanlarda. Bazen sevgilimiz, bazen ailemizden, bazen de arkadaşlarımızdan biri konuşuyor o memnuniyetsiz, sürekli eleştiren sesi temsilen. Artık bunları durduralım, aşağılık komplekslerimizi toplayıp hep birlikte bir daha asla çıkamayacakları kadar derin bir çukura gömelim. Korkularımızı bahar rüzgarına bırakalım derin bir nefes alıp, uçup gitsinler... "Sevgilim acaba beni aldatıyor mu?"  aldatıyorsa o kaybeder bu senin özel ve değerli bir varlık olduğun gerçeğini değiştirmez. "Bu elbiseden göbeğim çıkıyor." Çıksın, boşver. Kurban olsun herkes o göbeğe:)

Yaşamak; hesapsızca, özgür, acaba'lar olmadan, yoksa'ları hiç düşünmeden, öylesine,sadece doğayı ve evrenin bize verdiği bu muhteşem bedeni hissederek...   Tüm varlığımız huzurla dolana kadar öylece durup yaşama karışmak...

Bu bahar sanki kendimi, bedenimi, kadınlığımı daha çok seviyorum. SİZ?